Sevgiyle yüzleşmek

Sevgi: Bencil arzularımızın, ego masajlarımızın, yıkıcı şehvetimizin üzerine örttüğümüz şık şal…

Sevgi: Hayata tutunamadığımız için mızmızlanırken işitmeye bayıldığımız fon müziği…

Sevgi: Yalama ilişkilerin yıkama-yağlama işlemi…

Sevgi: İtiraf edilmemiş mecburiyet…

Sevgi: Ortak cinayetlerin dayanışma kardeşliği…

Sevgi: Toplumca kolayca kabul gören çıkar talebi…

Sevgi: Neyin iyi neyin doğru olduğunu karıştırmanın en kestirme yolu…

Sevgi: İşkencecilerin zafer takı,
kötülerin pelerini; barışçıların gözyaşı, iyilerin hırkası…

Sevgi: Sözcükler kadar yalan, eylemler kadar gerçek…

Sevgi: Bazen güvenli ve garantili bir afrodizyak, bazen öldürücü bir şehvetkıran…

Sevgi: Islak ve kesif bir sis tabakası. Görüş mesafesi sıfır…

* * *

Biliyorum, tersten girdim; sert, hatta gaddarca girdim konuya.

Biliyorum, birçoğunuz sevgi sözcükleri beklerken, dilimin ucunda biriken tatsız sorgulamayı bir çırpıda ortaya döküverdim.

Biliyorum; şimdi en haklı olduğum noktada bile ciddi biçimde haksızlık ettim sevgiye…

Ama bugünlük böyle olsun!

Çünkü sevgi sloganları üzerine kurulu iktidar şatolarını seyretmekten yoruldum artık.

Sevgiyle öldüren, sevgiyle öldürülenleri izlemekten tükendim.

Sevgiyi acı gerçekleri hoş ideallere çeviren teselli şarkısı gibi görenlerden usandım.

Bugünlük böyle olsun…

Dilimin “zehiri”nin kusuruna bakılmasın; dünyanın kusuruyla hesaplaşılsın bugünlük…

* * *

Hani Nietzsche’nin Zerdüşt’ü der ya…

“Yüreklerinizdeki nefreti ve haseti bilirim. Nefreti ve haseti tanımayacak kadar büyük değilsiniz. Bunlardan utanmayacak kadar büyük olun bari…”

Sıkı bir davettir bu.
Sarsıcıdır, dürüsttür.
Bugünkü tercihim sevgiyi kutsamaktan çok bu tür bir açıksözlülüğü onaylamaya yakın..

Ama…
Nietzsche’nin Zerdüşt’ü de habersiz midir nedir bilmem; nefret ve haset yatağından taşıp köpürmedikçe küçük kalır ve her zaman insanı küçültür, alcaltır…

Yani ne yapsa “büyük” olamaz öyle insan!

Olsa olsa “büyüklenebilir!”

* * *

Apaçık işte!
Çırılçıplak ortada!
Sevilmek için dilenmenin adına
sevgi denmiş…

Ezmenin, köşeye kıstırmanın, köşeye kısılmanın adına sevgi denilmiş…

Bir başka sevgi var mıdır acaba?

Dokunmak kadar açık seçik; şarkı söylemek kadar ferah; toprağa yüzü koyun uzanmayı andıran bir sevgi var mıdır?
Olmalı…

* * *

Ne zaman bu sorulan aklımdan geçirsem 20. Yüzyıl filozoflarından Louis Althusser’i hatırlarım…

Zeki ama huysuz bir adamdı. Bağlanmayı bilirdi, bağlanırdı ama sevdiğine. Sevmeyi becerebildiğine pek raslanmamıştı.

16 Kasım 1980’de, 72 yaşındayken, hayat arkadaşını (iddiasına göre boyun masajı yaparken) boğarak öldürdü. Aynı gece ders verdiği fakülteyi de yakmaya kalkıştı.

Ömrünün büyük kısmını Fransız Komünist Partisi’nin teorik ve pratik “hapishanesinde geçirmiş olan bu ihtiyar adam geri kalanını da akıl hastanesinde tamamladı.

Tedavisi sırasında kaleme aldığı anılarını “Gelecek Uzun Sürer” adlı bir kitapta topladı. (Bu kitabın adı beni her seferinde çarpar!)

İşte o kitapta şöyle yazmıştı:
“Sanırım nihayet gerçek sevginin ne olduğunu öğrendim: Atılganca kendi duygularımız üstüne iddialaşmak değil sevmek… Sevmek, karşıdakinin arzularına ve ritmine saygı göstermek. Hiçbir şey istememek ve verileni kabul etmek. Yani yalın özgürlük.”

Bunları yazdıktan sonra da şunu sormuş ve yanıtlamıştı:

“Cezanne neden Sainte-Vıctoire dağının her anının ayrı ayrı resmini yapmıştı?

Çünkü her anın ışığı dünyanın bize ayn bir armağanıydı…”

Kaynak: www7.vatanim.com.tr Haşmet BABAOĞLU


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: