Zaman felsefesine zamanınız var mı?

Zaman kadar kafaları karıştıran başka bir mefhum olmasa gerek. O mu insana bağlı, insan mı ona bağlı kimse çözebilmiş değildir. Tutamaz insan zamanı, zaman da tutamaz insanı bazen ama… Zamana mukayyed olmadan yaşamak mümkün olabilir mi diye düşünür insan, ona bağımlı değilsen, ona hükmedebilirsin mantık olarak.

Örneğin:
Dünya dönüşünü durdursa, rüzgarlar esmese ve neticesinde yapraklar dahi kıpırdamasa… Sonra kalplerimizin tik takları bir anlığına sükut etse, yeryüzünün üzerinde yürüyen bütün canlılar hareketlerini dondursalar, yıldızlar kaymasa, güneş yer değiştirmese semada… Bir de bu durağanlığa hücrelerimizdeki organeller ile maddelerin yapıtaşlarını oluşturan atomların etrafında dönen elektronlar da katılsalar… Bütün kâinatın bir anlığına yağlı boya bir tablo gibi donakaldığını farzetsek mesela… Böylesi bir durumda zamanın geçtiğini nasıl anlardık?
Donuk bir tablo olsaydı kâinat, insan için zaman mefhumunun bir anlamı olur muydu yine? Olmazdı çünkü insan için zaman iki hareket arasında geçen süreden ibarettir.

Bu durum zamanın aslında bilinçten bağımsız olmadığının göstergesidir. Onun akmadığı bir ortamın imkânlı olduğunun göstergesidir. O halde zamanın akışı zorunlu değildir. Nitekim uzayın bazı noktalarında farklı zaman akışları da bu görüşü desteklemektedir. Einstein da zaten ikiz kardeşlerin birinin dünyada, diğerinin ise uzayın farklı bir yerinde bulunduklarını farzederek, yıllar sonra iki kardeşten birinin diğerinden farklı yaşlarda olacağını öne sürmüştür. Çünkü uzayın başka yerinde zaman dünyadakinden daha farklı akacaktır.

Diğer yandan:
Kimisi için bir dakika yıllara bedel olur, kimisi için saatler saniye hükmünde geçer. Güzel anlar çabuk biter, acılı dakikalar ise asırlar gibi sürer. Bazen olur ki zamanın hükmü kişiye göre farklılık gösterir. Durumuna göre bazen bir milisaniye bile çok kıymetli olurken, zaman zaman da insan günlerini, hatta yıllarını boşa sarfedebilir.

Bu durum da zamanın göreceli olduğunun bir başka ifadesidir.

Felsefeciler çok laf üretmekten zevk alır gibi görünürler ama esasında her söylediklerinin bir bilimsel dayanağı vardır. Zira zaman görecelidir diyen; bir felsefeci olduğu kadar, bir fizikçidir aynı zamanda. O, zamanın üç boyutun haricinde farklı bir boyut olduğunu da düşündürmüştür insan zihnine.

Öyle ya hayatımızda her durumu farklı boyutlarda yaşarız. Örneğin yürüme hareketini insan iki boyutta gerçekleştirir. Öne-arkaya ve de sağa-sola… İnsan uçmayı keşfettiğinde ise hareketine üçüncü bir boyutu da katmış olur böylece. Aşağı veya yukarıya… Hayatın bir de zaman boyutu vardır ki, bu da dördüncü boyuttur insan için.
Uzay düzleminin bir bükülmesinden ibarettir zaman. İçe doğru bükülen uzayda fiziksel boyutların dışında dördüncü bir boyut oluşur böylece, bu da zaman boyutudur ve zaman, mekânla ve de hareket ile aynı anda varlığını sürdürür. Mekânda seyir mümkün ise doğru rezonansı yakaladığınızda zamanda da hareket mümkündür der bir başka bilim kurgucu. O zaman makinesinin de mucididir aynı zamanda. H.G. Wells bir deli değildir, o sadece teorik olarak zamanda ileri yahut geri gitmenin mümkün olduğunu düşünmüş ve bu düşüncesini modellemiştir. Bu model de bir zaman makinesidir.

Ancak insan zamanda sadece durağandır fiziksel olarak. Geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşan bir süreçtir zaman. Öyleyse insan sadece ve sadece şimdide vardır. Öncesi ve sonrası onun için zayi ve meçhuldür. Yani yitirilmiş ve bilinmezdir. Gelecek sadece bir ihtimaldir insan için bu noktada. Geçmişe hatıralarla, geleceğe ise hayallerle yolculuk yapabilir. Bunlar mukayyed insan için geçerli şeyler tabii ki. Peki zaman üzerinde gerçekten bir yolculuk mümkün müdür?
Zaman düz bir çizgi değildir bazılarına göre. O bir çok anların birleşmesinden oluşmuştur. Tıpkı sinema filmleri gibi. Sinema filmleri de her bir donuk karenin bir biri ardına hızlıca dizilişidir esasında. Bir çok durağanlıktan bir akıcılık meydana gelir böylece, bunu da film makinesi gerçekleştirir. Zaman da bütün karelerin bir araya gelmesidir ve bu bütün karelerin bir arada bulunduğu bir sarmal gibi düşünülebilir, öyle olunca da nasıl ki filmde bir önceki kareye yahut bir sonraki kareye gitmek mümkünse zamanda da bir sonraki kareye geçmek mümkün olabilir.
Esasında insan her gece zamanda yolculuğa çıkmaktadır da farkında değildir. Nasıl mı? Biliyorsunuz ışığın belli bir hızı vardır. Uzay da tahmin ettiğimizden çok büyüktür. Biz gece gökyüzüne baktığımızda binlerce yıldız görürüz çıplak gözle. Bu gördüğümüz yıldızların ışıklarının bize ulaşması elbette belli bir süre gerektirir. Biliyoruz ki güneşin bile ışığı bize 8 dakika 20 saniye sonra ulaşır. Yani biz güneşi doğduktan tam 8 dakika 20 saniye sonra görebiliriz ancak. Çünkü biz insanlar, bir cismi görebilmemiz için onun yaydığı ışığın gözümüze ulaşması gerekir. Bütün cisimleri ancak bu şekilde görebiliriz. Aynı şekilde binlerce ışık yılı uzaklıktaki yıldızların da ışıklarının gözümüze ulaşması için yıllar geçmesi gerekebilir. Yani dün gece sizin gökyüzüne bakarken gördüğünüz yıldızlar esasında şimdi orada olmayabilirler. Biz onların günler, aylar hatta uzaklığına göre yıllar öncesindeki hallerini görmekteyiz. Belki onun ışığı bize ulaşana dek o yıldız sönmüştür bile. İşte insan tek bir bakışlar yıllar öncesine gitmiş oluyor böylece. Gece bulutsuz bir gecede gökyüzüne baktığınız zaman geçmişi seyredersiniz de farkında değilsinizdir belki de…

Herşey algılayışa göre değişiyor…

Anlayacağımız o ki zaman, saatimizin gösterdiği dakikalar ve saniyelerden çok ötedir. Bu sebeple zamanın değerini bilmek gerekir, ta ki gerçek bir zaman makinesi üretilene dek…

DİPNOTLAR

1000 yılın değerini: Yıl değerini iki hane olarak programlamış olan bir programcıya sorun.
100 yılın değerini: El değiştirmeye şahit olmuş bir Hong Kong vatandaşına sorun.
70 yılın değerini: Ölmekte olan bir insana sorun.
5 yılın değerini: Bir daha seçilememiş bir milletvekiline sorun.
1 yılın değerini: Sınıfta kalmış bir öğrenciye sorun.
1 ayın değerini: Erken doğum yapmış bir anneye sorun.
1 haftanın değerini: Haftalık bir derginin editörüne sorun.
1 günün değerini: Yevmiyeyle çalışan bir işçiye sorun.
1 saatin değerini: Trafikte sıkışıp kalmış bir şoföre sorun
Yarım saatin değerini: Buluşmak için bekleyen sevgililere sorun.
1 dakikanın değerini: Uçağını kaçıran adama sorun.
1 saniyenin değerini: Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan yarışmacıya sorun.
1 milisaniyenin değerini: Şehri karanlığa gömen bir elektrik mühendisine sorun.
1 femtosaniyenin değerini: Nobel Ödülü kazanmış fizikçiye sorun.

GERÇEK ESNEK VE KAOTİKTİR

Aslında içinde bulunduğumuz gerçeklik zaman yolcuları tarafından binlerce kez değiştirilmiş orijinal gerçekliğin çarpıtılmış bir hali olabilir. İnsan anıları ve belleği de zaman ve uzay matriksinin bir parçası olduğu için zamanın içindeki insan bu değişikliği asla fark edemez! Bize sanki geçmiş hep aynı geçmiş gibi gelir.Ama ‘gerçek’ görmek istemeyeceğiniz kadar esnek, kaotik ve plastiksi bir yapıdır. Sonsuz geçmiş ve gelecek birbiriyle girift bir bağlantı içerisindedir. Geçmiş ve gelecek iç içe frekanslar halinde yaşanır. Geçmiştekiler bizi kendi “şimdi”lerinden algılayabilecekleri gibi biz de şimdiden geleceğe ait görüntü, ses ve bilgileri yakalayabiliriz.

HAREKET YOKSA ZAMAN YOK!
Aristo’ya göre kaba bir tanımla sadece şekil ve maddenin karışımı olan şeylerin var olduğu söylenebilir. Geri kalan her şey bunlara atfedilen niteliklerdir. Zaman bir cismin (mesela bir saatin ya da yıldızların) hareketleri ile tanımlanır daha doğrusu bu “hareketlerin sayısıdır zaman”. Bununla birlikte hareket cisimlerin bir niteliğidir. Öyleyse zaman da cisimlerin bir niteliği olmalıdır. Yani bir uzayda cisim yoksa orada hareketten bahsedilemeyeceği gibi zamandan da bahsedilemez. Plotinus bu tanıma pek çok bakımdan karşı çıkar. Herşeyden önce ona göre zaman bir sayı sırası değildir; ancak sayılarla “numaralanan” şeydir. İkinci olarak ona göre zaman harekete değil, hareket zamana ihtiyaç duyar. Çünkü hareket bir cismin sürekli bir “anlar serisi” içinde sürekli bir noktalar serisinde bulunmasıyla gerçekleşir. Yani Plotinus’a göre cisimler dursa bile zaman akmaya devam eder, hareket de durgunluk da zaman içinde yer alan şeylerdir fakat zaman hiç birşey içinde yer almaz. Esasında Aristotales de tanımındaki bir eksikliğin farkındadır ve şöyle yazar: “Zamanı hareketle ölçüyoruz ve hareketi de zamanla…”

“Zaman” dediğimiz (Einstein’ın 4. boyut adını taktığı) kavram, tamamen enerji – madde ve mekân üçlüsüne bağlı bir gelişimdir; madde – enerji – mekân sistemleri sabit, değişmez kalırlarsa, zaman diye bir şey oluşmuyor.

Atlantik üzerinde deniz aşırı bir uçak yolculuğu yapan bir yolcu o sırada uçakta olmayan diğer yolculara göre 10 nanosaniye kadar daha gençleşmiş olmaktadır. Buna göre biz dünyada 1 yıl yaşarken uzayın herhangi bir yerinde 10 tane milenyum yaşanıyor (10 bin yıl) olabilir. İşte Einstein’in izafiyet teorisi bu şekilde özetlenebilir.

BİR GÜN KAÇ SAATTİR?
Zamanın uzayın farklı yerlerinde farklı olabileceğini biliyoruz. Ancak bu dünyamızın herhangi iki noktası için de geçerli olabilirdi. Şöyle ki; biz dünyanın dönüşünü 24 saat dediğimiz bir zaman diliminde tamamladığını biliyoruz ve buna tam bir gün diyoruz. En az lise derecesindeki her öğrenci bilir ki YOL= HIZ x ZAMAN denklemi geçerlidir (X=V.t). Bir gün dediğimiz zaman dilimi ise dünyanın kendi ekseni etrafında katettiği mesafeyi aldığı zaman dilimine eşittir. Ancak yine biliyoruz ki, dünyada kutuplardaki bir nokta ile ekvatordaki bir noktanın çizgisel olarak hızları birbirinden farklıdır, bu değer kutuplarda daha yavaştır. Yani denklemde “HIZ” değeri değişkenlik göstermekte, örneğin kutuplarda azalmaktadır. Denkleme göre bu durumda kutuplarda bir günün 24 saatten daha uzun olması gerekmektedir. Çünkü aynı mesafeyi daha yavaş bir hızla alacaktır. Ancak biliyoruz ki gün her yerde 24 saattir. Neden mi? Çünkü denklemdeki HIZ değeri değişirken YOL değeri de sabit kalmamaktadır. Çünkü kutuplardaki bir noktanın tam bir dönüşte çizdiği dairesel yol, ekvatordakinden daha azdır. Dolayısıyla hız azalırken alınan yol da azaldığından tam bir dönüş yine 24 saatte gerçekleşmektedir. Ne kadar harika değil mi?
Düşünsenize bu durumda dünyanın kuzey yarısı daha hızlı güney yarısı da daha yavaş dönen devasa iki motor tarafından döndürülüyor olsaydı, bu durumda gün değerleri iki yarım kürede farklı olacaktı. Bir şekilde, herhangi bir iç ve dış etkenle dünyayı hızlandırsak gün dediğimiz mefhum kısalacak, yavaşlatsak uzayacaktır. Sözgelimi dünyanın dönüşünü ters yöne çevirsek bu sefer de gece ile gündüz sırası değişecektir. İşte zaman dediğimiz şey böyle birşey…

Kaynak


2 responses to “Zaman felsefesine zamanınız var mı?

  • ayşenur

    tek kelimeyle iğrenç.

  • Burak

    Bence çok süper tşk ellerinize saglık

    DİPNOTLAR

    1000 yılın değerini: Yıl değerini iki hane olarak programlamış olan bir programcıya sorun.
    100 yılın değerini: El değiştirmeye şahit olmuş bir Hong Kong vatandaşına sorun.
    70 yılın değerini: Ölmekte olan bir insana sorun.
    5 yılın değerini: Bir daha seçilememiş bir milletvekiline sorun.
    1 yılın değerini: Sınıfta kalmış bir öğrenciye sorun.
    1 ayın değerini: Erken doğum yapmış bir anneye sorun.
    1 haftanın değerini: Haftalık bir derginin editörüne sorun.
    1 günün değerini: Yevmiyeyle çalışan bir işçiye sorun.
    1 saatin değerini: Trafikte sıkışıp kalmış bir şoföre sorun
    Yarım saatin değerini: Buluşmak için bekleyen sevgililere sorun.
    1 dakikanın değerini: Uçağını kaçıran adama sorun.
    1 saniyenin değerini: Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan yarışmacıya sorun.
    1 milisaniyenin değerini: Şehri karanlığa gömen bir elektrik mühendisine sorun.
    1 femtosaniyenin değerini: Nobel Ödülü kazanmış fizikçiye sorun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: